My Only Sunshine, İstanbul Boğazı’nın akıntılarıyla büyüyen Hayat’ın hikâyesini, sanki suyun kendisi anlatıyormuş gibi akıcı ve sert bir dille izler. Babası küçük teknesiyle geçim peşinde, kimi zaman da bulanık işlerin kıyısından dolaşırken; yatalak dede ve derme çatma ev, bu dünyanın sarsak ama gerçek ağırlığını taşır. Boğaz bir kartpostal değil; sis düdükleri, martı çığlıkları ve motor uğultularıyla nefes alıp veren, güzel olduğu kadar dişleri de olan bir canlıdır. Hayat, adının çağrıştırdığı inadı ve ışığıyla, adaletsizliğe, yoksunluğa ve büyümenin yüküne direnir. Film, çocukluk ile yetişkinlik arasındaki dar geçitte bakışların ve sessizliklerin söylediği şeyleri öne çıkarır; umudu ufukta titreşen solgun bir gün ışığı gibi saklar. Sinematografi kıyıya vuran her dalgada iç dünyayı duyulur kılar.